Daha önceki yazımda Jared Diamond'dan genel olarak bahsetmiştim. Özellikle Tüfek, Mikrop ve Çelik'te ve Çöküş'te insanlığın son 10-15 bin yılını kapsayan bir evreye değindiğinden de bahsetmiştim. İlk olarak Lewis Morgan'ın Ancient Society kitabında bahsettiği bu dönem, medeniyete [*] geçiş dediğimiz arpa-buğday gibi Bereketli Hilal[**] kökenli tahılların ilk önce toplayıcılığın yanında bir miktar ekilmesi, daha sonra mevsimlik yiyecek olarak ekilmesi ve en son olarak da bugün Irak-Suriye bölgelerinde kalan ilk tarım toplumları yerleşimleri dediğimiz köy-komün[***] arası yerleşimlerde tahıl ambarlarının da kullanılmaya başlanmasıyla farklı bir aşamaya girilerek mevsimlikten yıllık tarıma geçilmesi ile başlayan ve günümüze kadar uzayan bir dönemi kapsar. Tarımın bu şeklini alması, Mezopotamya kökenli medeniyetin günümüzde bile çok baskın ve birinci derecede görülen etkilerini ve karakterini sertçe şekillendirmiştir. Günümüzde ana tüketim maddesi olarak kullanılan tahılların çoğu Bereketli Hilal kökenlidir. Bunlardan arpa ve buğday örneğine bakarsak sebebi kolayca anlaşılabilir; bu bitkiler kolay ıslah edilebilirler, uygun şartlarda bir yıl depo edilebilirler ve nişasta depoladıkları başak kısımları dışında da hayvan yemi olarak saplarını bırakırlar ve bu hayvanlar da aynı zamanda toprağa verimi artıracak gübreleri bırakırlar. Bu özellikler kronolojik olarak yaklaşık 10-12 bin yıl kadar önce gerçekleştirilmiştir. Önce tahıl bitkilerinden sağlıklılar göz yordamıyla seçilerek -bilinçli seçilimle genlere müdahale, malumunuz GDO meselesi- sağlıklılar tohum olarak kullanılmış ve böylece çok kısa sürede verim ileri seviyelere çıkmış. Daha sonra ise depolama geliyor anlattığımız gibi, ve sonrasında ise artık yerleşik hayata geçmiş ama hala et için avcılık yapması gereken insanların yine Bereketli Hilal kökenli keçi, koyun, inek, eşek, at gibi hayvanların evcilleştirilmesi gerekmiştir, ve yapılmıştır da. Böylece hem gübre ile verim daha da artmış, hem de insanlar avcılık ve toplayıcılık için kaybettikleri zamanı daha farklı alanlara yöneltebilmişlerdir. Medeniyete geçiş aşaması, en azından Mezopotamya için böyle. Tabi ki Çin, Afrika, Güney Amerika, Yeni Gine, Avustralya gibi yerlerde tahıl tarımı ve bu kadar yaygın hayvan evcilleştirmesi olmadığı için durum çok daha farklı gözükse de benzer yönler çok daha fazla. Bu detaylara girmekten kaçınarak, esas meselemize dönelim. Medeniyete geçildi de ne oldu? İşte Diamond burada şimdiye kadar çizdiğimiz senaryoyu onaylayan pek çok antropologdan sonra işi devralıyor.
Günümüze ve "tarihe" yani yazılı geçmişimize bir baktığımızda, yazının girişindeki büyük trajedik olayların tekrarlandığını ve buna rağmen hepimizin bu durumları doğal olarak kabul ederek diğer hayvanlardan ve ilkel atalarımızdan üstün bir yaşam sürdüğümüzü de iddia eder durumda olduğumuz görülür. Kaçımız bundan 15 bin yıl önce dünyaya gelmek isterdi? Ya da o kadar geriye gitmeyelim, bundan iki yüz yıl önce doğru elektriğin ve içten yanmalı motorların olmadığı bir dönemde? 18. yy.'a dair belki romantik sebepler sayılabilir, ama sanırım çok azımız bir avcı-toplayıcı toplumda dünyaya gelmeyi isterdik. Çünkü günümüz dünyasında rahat, sağlıklı, kültürlü ve estetik bir hayatın keyfini sürdüğümüzü düşünürüz. Bir hayvanın peşinde ava gitmek veya her gün taze meyve ve ot toplamak gibi derdimiz yok ne de olsa. Ama Jared Diamond bizleri biraz dürterek işin pek de öyle olmadığını söylüyor.
From the progressivist perspective on which I was brought up to ask "Why did almost all our hunter-gatherer ancestors adopt agriculture?" is silly. Of course they adopted it because agriculture is an efficient way to get more food for less work. Planted crops yield far more tons per acre than roots and berries. Just imagine a band of savages, exhausted from searching for nuts or chasing wild animals, suddenly gazing for the first time at a fruit-laden orchard or a pasture full of sheep. How many milliseconds do you think it would take them to appreciate the advantages of agriculture? [1] diye meseleye girdikten sonra ekliyor Diamond: While the case for the progressivist view seems overwhelming, it's hard to prove. How do you show that the lives of people 10,000 years ago got better when they abandoned hunting and gathering for farming? Until recently, archaeologists had to resort to indirect tests, whose results (surprisingly) failed to support the progressivist view. Here's one example of an indirect test: Are twentieth century hunter-gatherers really worse off than farmers? Scattered throughout the world, several dozen groups of so- called primitive people, like the Kalahari Bushmen, continue to support themselves that way. It turns out that these people have plenty of leisure time, sleep a good deal, and work less hard than their farming neighbors. For instance, the average time devoted each week to obtaining food is only twelve to nineteen hours for one group of Bushmen, fourteen hours or less for the Hadza nomads of Tanzania. One Bushman, when asked why he hadn't emulated neighboring tribes by adopting agriculture, replied, "Why should we, when there are so many mongongo nuts in the world?" (agy, vurgular eklenmiştir).
Durup bir düşünelim. Dünya üzerinde hala avcı-toplayıcı olarak yaşayan toplumlar var ve bunlar yakın bölgelerde yaşayan tarıma geçmiş toplumlardan daha çok boş zamana sahipler, üstelik bir de yüzsüzce neden tarım yapalım ki diyorlar ! Bununla bitmiyor, aynı yazının devamında Diamond'un eklediği gibi: While farmers concentrate on high-carbohydrate crops like rice and potatoes, the mix of wild plants and animals in the diets of surviving hunter-gatherers provides more protein and a better balance of other nutrients. Günlük ihtiyaçlarından daha fazla karbonhidrat ve protein temin edebilen ve daha çok boş zamanları olan avcı-toplayıcılar; üstelik onlarca farklı tür bitki yedikleri için binyıllardır buğday, arpa, pirinç veya patates kıtlığından açlıkla boğuşan tarıma geçmiş "medeni" toplumlar gibi buhranlara alışık değiller. Aç kalabilirler, ama bir yıl boyunca değil kısa süreliğine. Yani, günümüzdeki avcı-toplayıcıların durumu sanıldığı gibi bizden daha kötü değil.
Tarım ve hayvancılık ilk önce köy ve kent yapılaşmasına ve çok yakın tarihlerde de devletleşmelere yol açtı. Bu genel olarak dünyanın demografisini kökten etkileyen bir gerçek. Bugün bizi biz yapan genetik birikimler bazı olasılıksal süreçler sonucunda ama en keskin olasılık bileşeni olarak ise tarıma geçişle belirlenmiştir. Ama öyle bir belirlenme ki, sayısız hastalık ile boğuşa boğuşa ve hepsine karşı bağışıklık kazanarak "yok olarak gelişen" bir süreç. Avcı-toplayıcı kuzenlerimiz çok çeşitli bitki ve hayvanlardan yararlanırken, biz genellikle bir-birkaç bitki ve hayvan türüne muhtaç binyıllar geçirdik. Kıtlık yıllarında açlıktan kırıldık. Hijyen anlayışı olmadan çok geniş toplu yaşama geçtik ve hastalıkların -tıpkı eski İstanbul yangınları gibi- yayılmasını sağladık. Bu binyıllar sonrasında biriktirdiğimiz bağışıklıklarımızla birlikte Amerika'ya -gazaya giden bir akıncı gibi !- gittiğimizde oradaki toplumlara bu mikroplarımızı da birlikte götürdük. Silahlarımızdan çok kişi öldürmüşlerdi, çünkü onları da kendimizle birlikte güçlendirecek şekilde evrimleştirmiştik -toplu yaşamın katkılarıyla-. Elbette Amerika'daki bazı toplumlar da tarım toplumuydu, ama orada Ortadoğu'daki gibi evcilleştirecek hayvanlar olmadığı için koyun veya inek yerine lama evcilleştirmişlerdi -onu da ne binek olarak ne de tarlada güç kaynağı olarak kullanıyorlardı- ve bu yüzden bu kadar çok enfeksiyonal hastalıklara alışık değillerdi.
[1] The Worst Mistake In The History Of The Human Race, Jared Diamond, Discover-May 1987, s. 64-66
[2] Bu blogda H1N1 ile ilgili detaylı bilgiler de bulabilirsiniz: http://blog.h1n1.influenza.bvsalud.org/en/2009/09/14/influenza-a-h1n1-guns-germs-and-steel/

