people
jared diamond etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
jared diamond etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

grip, kriz, en büyük hata (1)

Hastalıklar, savaşlar ve ekonomik buhranlar. İnsan kendini bildi bileli bu büyük olayların akışında sürükleniyormuş gibidir. İlk tahlilde hepsi bir diğerinden ayrık gözükür. Hepsi  bireyler ve toplumlar üzerinde ayrı ayrı kendi trajedisini yaratır ve yaşatır çünkü. Küçük mavi gezegenimizde büyük hayallerimizi kovalarken bu trajedilerin ortasında kendimize "neden ben" diye sormuşluğumuz veya bir toplumun -hatta tüm insanlığın- "neden biz" sorusunu sormuşluğu olmuştur her zaman. Belki de, bilincin ilk nüvelerinden birisidir bu. Ya da aksine, bilincin son aşaması yani çok büyük bir birikim sonrasında yapılacak bir soyutlamadır.  Demek istediğim, doğayı tek taraflı algılamak ve sorgulamanın ötesinde, kendini ve kendinin doğayla ilişkisini algılama ve sorgulama bir uç noktadır, ama hangi uç olduğunu bilemeyeceğim.  Zaten bu problemden ötede, "neden ben" daha doğrusu "neden biz" sorusunun yanıtını aramaya çalışacağız. Başlıkta açıkça görüldüğü gibi, gideceğimiz yolda Jared Diamond'dan yardım alacağız.

Daha önceki yazımda Jared Diamond'dan genel olarak bahsetmiştim. Özellikle Tüfek, Mikrop ve Çelik'te ve Çöküş'te insanlığın son 10-15 bin yılını kapsayan bir evreye değindiğinden de bahsetmiştim. İlk olarak Lewis Morgan'ın Ancient Society kitabında bahsettiği bu dönem, medeniyete [*] geçiş dediğimiz arpa-buğday gibi Bereketli Hilal[**] kökenli tahılların ilk önce toplayıcılığın yanında bir miktar ekilmesi, daha sonra mevsimlik yiyecek olarak ekilmesi ve en son olarak da bugün Irak-Suriye bölgelerinde kalan ilk tarım toplumları yerleşimleri dediğimiz köy-komün[***] arası yerleşimlerde tahıl ambarlarının da kullanılmaya başlanmasıyla farklı bir aşamaya girilerek mevsimlikten yıllık tarıma geçilmesi ile başlayan ve günümüze kadar uzayan bir dönemi kapsar. Tarımın bu şeklini alması, Mezopotamya kökenli medeniyetin günümüzde bile çok baskın ve birinci derecede görülen etkilerini ve karakterini sertçe şekillendirmiştir. Günümüzde ana tüketim maddesi olarak kullanılan tahılların çoğu Bereketli Hilal kökenlidir. Bunlardan arpa ve buğday örneğine bakarsak sebebi kolayca anlaşılabilir; bu bitkiler kolay ıslah edilebilirler, uygun şartlarda bir yıl depo edilebilirler ve nişasta depoladıkları başak kısımları dışında da hayvan yemi olarak saplarını bırakırlar ve bu hayvanlar da aynı zamanda toprağa verimi artıracak gübreleri bırakırlar. Bu özellikler kronolojik olarak yaklaşık 10-12 bin yıl kadar önce gerçekleştirilmiştir. Önce tahıl bitkilerinden sağlıklılar göz yordamıyla seçilerek -bilinçli seçilimle genlere müdahale, malumunuz GDO meselesi- sağlıklılar tohum olarak kullanılmış ve böylece çok kısa sürede verim ileri seviyelere çıkmış. Daha sonra ise depolama geliyor anlattığımız gibi, ve sonrasında ise artık yerleşik hayata geçmiş ama hala et için avcılık yapması gereken insanların yine Bereketli Hilal kökenli keçi, koyun, inek, eşek, at gibi hayvanların evcilleştirilmesi gerekmiştir, ve yapılmıştır da. Böylece hem gübre ile verim daha da artmış, hem de insanlar avcılık ve toplayıcılık için kaybettikleri zamanı daha farklı alanlara yöneltebilmişlerdir. Medeniyete geçiş aşaması, en azından Mezopotamya için böyle. Tabi ki Çin, Afrika, Güney Amerika, Yeni Gine, Avustralya gibi yerlerde tahıl tarımı ve bu kadar yaygın hayvan evcilleştirmesi olmadığı için durum çok daha farklı gözükse de benzer yönler çok daha fazla. Bu detaylara girmekten kaçınarak, esas meselemize dönelim. Medeniyete geçildi de ne oldu? İşte Diamond burada şimdiye kadar çizdiğimiz senaryoyu onaylayan pek çok antropologdan sonra işi devralıyor.



Günümüze ve "tarihe" yani yazılı geçmişimize bir baktığımızda, yazının girişindeki büyük trajedik olayların tekrarlandığını ve buna rağmen hepimizin bu durumları doğal olarak kabul ederek diğer hayvanlardan ve ilkel atalarımızdan üstün bir yaşam sürdüğümüzü de iddia eder durumda olduğumuz görülür. Kaçımız bundan 15 bin yıl önce dünyaya gelmek isterdi? Ya da o kadar geriye gitmeyelim, bundan iki yüz yıl önce doğru elektriğin ve içten yanmalı motorların olmadığı bir dönemde? 18. yy.'a dair belki romantik sebepler sayılabilir, ama sanırım çok azımız bir avcı-toplayıcı toplumda dünyaya gelmeyi isterdik. Çünkü günümüz dünyasında rahat, sağlıklı, kültürlü ve estetik bir hayatın keyfini sürdüğümüzü düşünürüz. Bir hayvanın peşinde ava gitmek veya her gün taze meyve ve ot toplamak gibi derdimiz yok ne de olsa. Ama Jared Diamond bizleri biraz dürterek işin pek de öyle olmadığını söylüyor.

From the progressivist perspective on which I was brought up to ask "Why did almost all our hunter-gatherer ancestors adopt agriculture?" is silly. Of course they adopted it because agriculture is an efficient way to get more food for less work. Planted crops yield far more tons per acre than roots and berries. Just imagine a band of savages, exhausted from searching for nuts or chasing wild animals, suddenly gazing for the first time at a fruit-laden orchard or a pasture full of sheep. How many milliseconds do you think it would take them to appreciate the advantages of agriculture? [1] diye meseleye girdikten sonra ekliyor Diamond: While the case for the progressivist view seems overwhelming, it's hard to prove.  How do you show that the lives of people 10,000 years ago got better when they  abandoned hunting and gathering for farming? Until recently, archaeologists had to resort  to indirect tests, whose results (surprisingly) failed to support the progressivist view.  Here's one example of an indirect test: Are twentieth century hunter-gatherers really  worse off than farmers? Scattered throughout the world, several dozen groups of so-  called primitive people, like the Kalahari Bushmen, continue to support themselves that  way. It turns out that these people have plenty of leisure time, sleep a good deal, and  work less hard than their farming neighbors. For instance, the average time devoted each  week to obtaining food is only twelve to nineteen hours for one group of Bushmen,  fourteen hours or less for the Hadza nomads of Tanzania. One Bushman, when asked  why he hadn't emulated neighboring tribes by adopting agriculture, replied, "Why should  we, when there are so many mongongo nuts in the world?" (agy, vurgular eklenmiştir).

Durup bir düşünelim. Dünya üzerinde hala avcı-toplayıcı olarak yaşayan toplumlar var ve bunlar yakın bölgelerde yaşayan tarıma geçmiş toplumlardan daha çok boş zamana sahipler, üstelik bir de yüzsüzce neden tarım yapalım ki diyorlar ! Bununla bitmiyor, aynı yazının devamında Diamond'un eklediği gibi:  While farmers concentrate on high-carbohydrate crops like rice and potatoes, the  mix of wild plants and animals in the diets of surviving hunter-gatherers provides more  protein and a better balance of other nutrients.  Günlük ihtiyaçlarından daha fazla karbonhidrat ve protein temin edebilen ve daha çok boş zamanları olan avcı-toplayıcılar; üstelik onlarca farklı tür bitki yedikleri için binyıllardır buğday, arpa, pirinç veya patates kıtlığından açlıkla boğuşan tarıma geçmiş "medeni" toplumlar gibi buhranlara alışık değiller. Aç kalabilirler, ama bir yıl boyunca değil kısa süreliğine. Yani, günümüzdeki avcı-toplayıcıların durumu sanıldığı gibi bizden daha kötü değil.

Buraya kadarki büyük alıntılardan dolayı özrümü kabul edin, fakat "modern ve medeni insanın üstünlüğü" sonucuna varan progresivist bakışın geçersizliğini göstermek için az bile. Yazının devamında da pek çok aksi kanıt görülebilir. Ama esas ilgilendiğimiz nokta, eğer gittiğimiz yol bizim varoluşumuz için en gerekli yol değilse -ki bu evrim ile çok karıştırılan bir süreçtir, bu konuda dikkatli olunmalı- neden seçtik ve bunun sonuçları neler olacaktır? Neden seçtik sorusunun cevabı çok açık değil. Dünyada tarıma geçen pek çok insan topluluğu var ve bunların geçiş zamanları da benzer tarihlere denk gelmekte. Fakat bazı çevrelerde hakim olan tarıma geçişin insan toplumlarının vazgeçilmez bir gelişim aşaması olduğu olgusu yanlıştır. Tarıma geçiş, toplayıcılığın veriminin düştüğü zamanlarda  ıslaha ve yetiştirmeye uygun bitkilerin civarında yaşayan toplulukların zorunlu veya zorunsuz olduğu kesin olmasa da geçrekleştirdiği bir aşamadır. Burada bir görüş, avcı-toplayıcı toplumların tarıma nüfus yoğunluğu olarak zorunlu olmadıkça geçmediklerini savunur. Yani, geçiş yine bir coğrafi-çevresel determinizmin sonucu oluyor. Peki ya sonuçları?

Yazının başında değindiğim gibi (güncel olarak özellikle H5N1 ve H1N1 gibi pandemik hastalıkların gündeme taşıdığı) salgın olsun olmasın hastalıklar, iklim değişimi, ekonomik buhranlar, savaşlar, açlık, işsizlik vesaire uzayıp giden bir liste hazırlamak pek hoş olmazdı. Elbette tüm dertlerin sorumlusunu bulmuş gibi indirgemeci davranacak değiliz. Fakat, günümüz medeniyetinin -ve tarihimizin elbette- bize getirdiği fakat başka toplumlarda olmayan sorunların sebeplerini bu kadar temel bir faktörde aramak çok akılcı olacaktır.

6 milyon yıllık insan evriminin son 10-15 bin yılında -ve onun evrimsel geçmişine zıt olarak- gelişen tarım ve hayvancılığın insanlığa birincil hediyesi sağlık sorunlarıdır -diğer sorunların bazılarına daha sonraki yazı(lar)da değineceğiz-. Avcı-toplayıcı toplumlara kıyasla, tarıma geçen toplumlar sağlık konusunda inanılmaz bedeller ödemişlerdir. Bir örnek için Diamond'a dönersek: Compared to the hunter- gatherers who preceded them, the farmers had a nearly fifty percent increase in enamel defects indicative of malnutrition, a fourfold increase in iron-deficiency anemia (evidenced by a bone condition called porotic hyperostosis), a threefold rise in bone lesions reflecting infectious disease in general, and an increase in degenerative conditions of the spine, probably reflecting a lot of hard physical labor. "Life expectancy at birth in the preagricultural community was about twenty-six years," says Armelagos, "but in the postagricultural community it was nineteen years. So these episodes of nutritional stress and infectious disease were seriously affecting their ability to survive."  Örnek çok açık. Tarım, sağlık için hiç de iyi değil ! Ama besleyecek çok fazla nüfusunuz varsa? İşte o zaman buna mecbursunuz. Zararlı olduğunu bile bile bir şeyi yapmak gibi. İnsanları binyıllardır kıran pek çok hastalık, evcilleştirilmiş hayvanlardan insanlara geçmiştir. Avcı-toplayıcı toplumlar hayvanlarla bu kadar iç içe olmadıkları için çok az enfeksiyonal hastalığa sahiptir. Ayrıca, tarıma geçişe kadar dayanan bazı sağlık sorunları ise hiç de enfeksiyonal değildir: obezite, stress, iskelet sistemi bozuklukları, kalıtsal hastalıklar, yüksek tansiyon ve uzayıp giden bir liste. Hepsine de çok aşinayız.  Çok beğendiğim bir düşünce şudur: insanlar evrim üzerinde tehlikeli bir oyun oynuyorlar. Normalde soyunu devam ettirme şansı olmayan (kısır olması manasında değil, örneğin bir kalıtsal hastalığın taşıyıcısı olarak) pek çok insan gelişen tıp ile bilinçli (cinsel) seçilimi atlatarak çocuk sahibi oluyor. Bu, günümüzde insanların ömrünü ve yaşam kalitesini artırıyor gibi gözükebilir. Peki bu genetik havuzdaki tahribat yeterince büyük bir boyuta gelince? İşte insanlar için tehlike çanları o zaman çalacaktır.

Tarım ve hayvancılık ilk önce köy ve kent yapılaşmasına ve çok yakın tarihlerde de devletleşmelere yol açtı. Bu genel olarak dünyanın demografisini kökten etkileyen bir gerçek. Bugün bizi biz yapan genetik birikimler bazı olasılıksal süreçler sonucunda ama en keskin olasılık bileşeni olarak ise tarıma geçişle belirlenmiştir. Ama öyle bir belirlenme ki, sayısız hastalık ile boğuşa boğuşa ve hepsine karşı bağışıklık kazanarak "yok olarak gelişen" bir süreç. Avcı-toplayıcı kuzenlerimiz çok çeşitli bitki ve hayvanlardan yararlanırken, biz genellikle bir-birkaç bitki ve hayvan türüne muhtaç binyıllar geçirdik. Kıtlık yıllarında açlıktan kırıldık. Hijyen anlayışı olmadan çok geniş toplu yaşama geçtik ve hastalıkların -tıpkı eski İstanbul yangınları gibi- yayılmasını sağladık. Bu binyıllar sonrasında biriktirdiğimiz bağışıklıklarımızla birlikte Amerika'ya -gazaya giden bir akıncı gibi !- gittiğimizde oradaki toplumlara bu mikroplarımızı da birlikte götürdük. Silahlarımızdan çok kişi öldürmüşlerdi, çünkü onları da kendimizle birlikte güçlendirecek şekilde evrimleştirmiştik -toplu yaşamın katkılarıyla-. Elbette Amerika'daki bazı toplumlar da tarım toplumuydu, ama orada Ortadoğu'daki gibi evcilleştirecek hayvanlar olmadığı için koyun veya inek yerine lama evcilleştirmişlerdi -onu da ne binek olarak ne de tarlada güç kaynağı olarak kullanıyorlardı- ve bu yüzden bu kadar çok enfeksiyonal hastalıklara alışık değillerdi.


Burada güncel bir örneğe girmek istiyorum. Bu günlerde tehlikeli olarak yayılan pandemik bir hastalık olan A gribi, namı diğer domuz gribi. Beni bu yazıyı yazmaya karar verdiren bir başka blog yazısının [2] konusunu oluşturan domuz gribi ve medeniyete geçiş meselesini ondan da faydalanarak mercek altına almak istiyorum. Yazıda değindiği gibi, hayvancılık öncesi insan ve evcilleştirilen -bizlere enfeksiyonlarını hediye eden- hayvan nüfuslarını bilmek zor. Fakat evcil hayvan nüfusu arttıkça beslenme, giyinme, taşıma gibi konularda da ilerleyen insanların nüfusunun artacağı; insan nüfusunun arttıkça hayvan nüfusunun da artacağı açık. Klasik "dünyadaki inekler atmosferin sıcaklığını 2 derece artırıyor" geyiği bir yana, salgın hastalıkların durumunu, dünyanın "fethedilmesi"ne kadar gidecek olan yayılmayı ve bunun doğa ve insan toplumu üzerindeki etkilerini şöyle kısaca tahmin etmesi zor değil. Yazıda en sevdiğim kısım cümle şöyle diyor: "If you are a hunter-collector and are sorry for being infected by a murder pathogen from, let’s say, monkeys, you can be comforted if you are aware that a tribe with more than 50 people will die altogether, or become immune to it very quickly. And probably the sickness will stay right there because those poor people rarely have contact with other groups. Everything changes completely when we have dense populations of animal raisers and agriculturists inter-linked by trading routes and constant extra-tribal interaction. Nowadays even murder pathogens may benefit from the population critical mass, spread to one or more whole continents and cause too much damage, a fact that was very unlikely to happen in the pre-taming period."(agy.) İşte domuz gribi de, hayvancılığın yalnızca bir sonucudur. Bu yüzden, öngörülen ve hiç de şaşırtıcı olmayan -ve hiç de tanrının gazabı olmayan- bir gerçektir. Salgın hastalıkların hepsi için durum özetle budur. Jared Diamond buna "insanlık tarihinin en büyük hatası" diyor.

Bir sonraki yazıda "medeniyet"in sosyal etkilerinden daha çok bahsetmeyi düşünüyorum. Fakat bu kısma giriş olarak Jared Diamond'un Çöküş kitabı üzerine yaptığı kısa bir konuşmayı buraya eklemek istiyorum. Böylece hem onun üslubunu görmüş olacaksınız, hem de harekete geçmek konusunda biraz daha şevk kazanacaksınız umarım. İnsanlık tarihinin en büyük hatasının, o hatadan çok da geç değil, birkaç bin yıl sonra farkına varan insanlardan biri olmak isteyenler için özellikle kesinlikle tavsiye ediyorum.


Why Societies Collapse? (Altyazılar kısmından Türkçeyi seçiniz)



[*] Yazı boyunca medniyet, medeni, medeniyete geçiş kavramları avcı-toplayıcılıktan tarıma ve daha sonra şehir yaşamına geçen insan toplumları ve bu süreç ile ilgili olarak kullanılmıştır. Olumlu veya olumsuz bir anlam taşımamakta, avcı-toplayıcı toplumları olumsuzlamamaktadır.


[**] Bereketli Hilal (Fertile Crescent):  Mezopotamya, Doğu Akdeniz ve Mısır'ı kapsayan ve uydudan bakıldığında dahi yeşilliği ile bir hilali andıran bereketli bölgeye verilen ad. Bkz: http://en.wikipedia.org/wiki/Fertile_Crescent  ve http://www.bible-history.com/maps/maps/fertile_crescent.jpg

[***] İlkel toplumlarda kabilelerin (gens) bir arada yaşadıkları yapı-kurum. Bir örneği geçen yıl Peru-Brezilya sınırında bulunan ve medeniyetle daha önce temas kurmadığı tahmin edilen üst avcı-toplayıcı toplumun şu fotografından görlebilir: http://i.dailymail.co.uk/i/pix/2008/05/29/article-1022822-016B054900000578-659_468x314_popup.jpg


[1] The Worst Mistake In The History Of The Human Race,  Jared Diamond, Discover-May 1987, s. 64-66

[2] Bu blogda H1N1 ile ilgili detaylı bilgiler de bulabilirsiniz: http://blog.h1n1.influenza.bvsalud.org/en/2009/09/14/influenza-a-h1n1-guns-germs-and-steel/
Paylaş

bir garip üçüncü şempanze

Introspection and preserved writings give us far more insight into the ways of past humans than we have into the ways of past dinosaurs. For that reason, I'm optimistic that we can eventually arrive at convincing explanations for these broadest patterns of human history. [1]
Geçenlerde bir yazımda Jared Diamond'a atıfta bulunmuştum. Daha sonra birkaç farklı yerde de konusu açılınca Jared beyefendi hakkında birşeyler yazma ihtiyacı hissettim. Ama bu hissiyat, önümdeki konunun büyüklüğü altında ezilme korkumu da içermektedir. Beklentileri karşılayabilecek seviyede olacaktır umarım.

Efendim Jared Diamond bir bilim insanı. Gerçi kendisine yok fizyolog yok jeolog gibi branşlar biçseler de, benim yalnızca bilim insanı makamında gördüğüm ve o makamı dolduran genişlikte bir insandır zat-ı şahaneleri. Üstelik bunlar içinde doğa bilimlerinden çok sosyal bilimlere yakın görmekteyim kendisini. Antropoloji ve sosyolojinin önünü açan tezlere sahiptir.

Kendisi bu aralar akademi çevreleri veya Rusların o sevdiğim -ortamın kasıntı pozlarını iyi yansıttığı için- terimiyle intelijensiyada, popülerleştiği için pek sevilmemekte diye duyumlar aldım. Eh akademik çevrelerin kıskançlığı meşhurdur. Hele ki "yukarıdaki" veya "yukarılardaki"lere yaranmadan yalnızca kendi merak ve zihninin ürünlerini kamunun önüne serip "işte ürünlerim bunlardır" diyen fikir insanlarının kıskanılma popülerliği sanırım ki okunma popülerliğinin misliyle tutar. Neyse, bu elit akademisyen mösyöleri bir kenara bırakıp Jared Diamond'a geçersek; kendisinin popülerliği, sosyal meselelere kafa yorup ve bunları sosyal bilimci de olsa bilimcilere bırakılamayacak kadar değerli görüp popüler bilim kitapları olarak neşretmesinden kaynaklıdır. Pek çok ödül almış olan bu kitaplar kronolojik olarak Üçüncü Şempanze, Seks Neden Keyiflidir?, Tüfek, Mikrop, ve Çelik, ve Çöküş'tür.

İlk kitabı olan Üçüncü Şempanze'de insanın bilinen iki şempanze türüyle olan genetik ve sosyal yakınlığından dolayı şempanze olarak kategorilendirilmesi gerektiği fikri üzerinde durulmakta. Daha sonra ilginç bir konuya geçmiş görüldüğü üzere Jared Diamond, genel olarak cinsiyetlerin oluşumu, mücadelesi, seksin hayvanlardaki kökeni gibi konulara değinilen  ve özelde insan cinselliğinin evrimi diyebileceğimiz bir konusu olan bir kitap. Bu iki kitapta da "signalling theory" [2] diye evrimsel biyolojinin eğlenceli bir oyun bahçesine de bir miktar giriyorlar ki ileride bu konuya da değinmeyi düşünüyorum (işaretlerle uğraşan bir mühendisin bakış açısından ilginç olabilir değil mi?). Burada kronolojiyi bozarak son kitap Çöküş'e de kısaca değineceğim. Coğrafya-evrim-sosyoloji ilişkilerinin kurulduğu ve temelde "toplumlar niye çökmüş, çöküyor ve bizim toplumumuz çökecek mi, çökecekse niye?" soruları ve sorunları üzerine yazılmış kitapta Diamond'un her zaman en önemli gördüğü coğrafyanın toplumların kaderlerine nasıl etki ettiğini görebilirken farklı coğrafyalarda temeli atılmış ama başka coğrafyaya göçmüş toplumların orada o bölgenin yerlileri ile kıyasla karşılaştıkları sorunlar gibi çok detaylı incelemelere girilmiş. Ayrıca güncel bir sorun olan küresel iklim değişimini coğrafya-toplum ilişkisinin dengesizleşmesi olarak ele alan Diamond tarihten çıkardığı sonuçlarla sonuçta doğanın kendi yolunu bulacağını ve bu olayı (insanlar için) tatlı veya tatsız şekilde halledeceğini belirtiyor. Bu yüzden bu kitabı diğerlerine göre çok daha aktivist olarak kabul edilebilir. [*]

Ve sonra geliyoruz benim baştacım olan Tüfek, Mikrop ve Çelik'. Diamond'un Yeni Gine'ye kuşları gözlemlemek için yaptığı seyahatinde yerlilerle kurduğu iletişim ve onlardan birisi olan Yami'nin "neden beyaz adamın bu kadar çok kargosu [**] var da bizim çok az var?" sorusu üzerine düşünmesiyle başlıyor her şey -belki de ilgi çekici bir giriş için bir miktar kurgu olabilir bu başlangıçta-. Diamond yıllardır temasta bulunduğu bu yerli toplum ile  kendi modern toplumunu zaten ufak ufak ayrık kıyaslamalara tutmuşken bu soru çok temelden konunun bütünlüğü üzere yoğunlaşmasına sebep oluyor. Bu yüzden -her zamanki çalışma şekliyle- çeşitli medeniyetleri kıyaslamak için tarihte geriye sararken farklılıkları en çok etkileyen faktörleri bulmaya çalışıyor.

Aslında çok miktarda da bulsa da, kitabın adındaki gibi "tüfek, mikrop ve çelik" olarak diğer tüm başlıkları kapsayan üç ana kalemde topluyor bunları. Ama isimlendirme aldatıcı olmasın;, temelde hepsinde coğrafyanın bu başlıklara yansıyışı var. Örneğin mikrop [germs] başlığı coğrafi determinizm altında tarımı ve hayvancılığı sebep olduğu hastalıklar ve bakımından kapsıyor [3]. Yahut tüfek [orjinalinde guns] başlığı aynı zamanda evcilleştirilmiş atlardan tekerleğe, baruttan zırhlara, ve yine mikroplar ile taş baltalara kadar medeniyetin farklı iki yüzünün avantaj-dezavantajları var (evet her zaman beyaz adam avantakjlı değil). Bu inceleme ise ayrı ayrı normal gözüken şeylerin birbiriyle ilişkilerinin kurulmasının ardından çok ilginç ve önemli sonuçlara götürüyor bizleri. Örneğin (daha önceki bir yazımda değindiğim gibi) yeryüzünde kurulmuş tek medeniyet Avrasya [Diamond'un deyimiyle] medeniyeti değildir. Amerika, Yeni Gine, Orta Afrika, Yeni Zellanda ve Avustralya gibi (ki adını saymadığımız onlarcası var) pek çok medeniyet "ekolü" var olmuş. Tabi burada kitabın adındaki tüfek, mikrop ve çelik bize nasıl da Batı koloniciliğinin nicel zayıflığına rağmen tüm bu medeniyetleri domine edebildiğini veya  Orta Afrika örneğinde olduğu gibi nasıl tam tersi şekilde hezimete uğradığını gösteriyor. Bir diğer önemli sonuç ise, Friedrich Engels'in de daha önce ortaya koyduğu gibi, insanlığın yüzbinlerce yıllık geçmişinin yalnızca son on bin yılının tarım ve sonrasında gelen medeniyet savaşlarıyla geçtiği.

Jared Diamond'u coğrafi determinizmi çok abarttığı, çok mekanik olduğu, genetiğe çok önem vermediği (yani ırkçı olmadığı) ve üstü kapalı şekilde medeniyeti yadsıdığı gibi sebepler ortaya atarak eleştirenlerin az olmadığını söylemiştik. Fakat kendisi o büyük mütevazılığıyla günümüz medeniyetinin en iyi ve en üstün medeniyet olmadığı ve hatta pek çok yönden zayıf ve mantıksız olduğu sonucuna çıkan araştırmalarının arkasında durarak güncel problemlerimizin kökenlerine ışık tutma yolunu seçiyor. Bu yazıyı çok fazla uzatmamak açısından burada kesiyorum, ama bir sonraki birkaç yazım küresel iklim değişimi, domuz gribi gibi günümüz sorunları ile Jared Diamond'un teorileri üzerine olacak. Daha sonraki bir tarihte ise, Jared Diamond ve diyalektik materyalizm üzerine bir yazı planım var ama onun için çok daha etraflı bir çalışma gerekecek gibi gözüküyor.

[*] Ne yazık ki bu üç kitabı da henüz okumadım. Fakat Diamond'un bu konularda kitaplarla paralel olarak yazdığı bazı makaleler ve yaptığı konuşmalar ile kitap hakkındaki incelemelerden edindiğim bilgilerle kısa bir bilgilendirme yapabiliyorum. İleride her birini okurken bir "okuma güncesi" olarak buraya yansıtmak gibi bir fikrim de var açıkçası.

[**] Yeni Gine yerlilerinin eşyaya verdikleri isim, kolonileşme döneminde uçak ve gemiyle gelen eşyalara kargo denilmesinden dolayı

[1] http://www.edge.org/3rd_culture/diamond/diamond_p6.html
[2] http://en.wikipedia.org/wiki/Signalling_theory
[3] http://en.wikipedia.org/wiki/Smallpox#History
Paylaş